Birbirini seven ama birbirini anlamakta zorlanan o kadar çok çift var ki. Sevgi var. Emek var. Hatta ilişkiyi sürdürme isteği de var. Ama yine de bir şeyler yolunda gitmiyor. Çünkü çoğu zaman çiftler aynı fikirde olmaya çalışıyor, ama birbirini anlamaya çalışmıyor.
Farklı düşünmek sorun değildir. Eşinizle bir konuda farklı düşünüyor olmanız son derece normaldir. Aynı ailede büyümediniz. Aynı deneyimlerden geçmediniz. Aynı duygusal öğrenmelerle yetişmediniz. Dolayısıyla bir olay karşısında verdiğiniz tepki, yüklediğiniz anlam ve geliştirdiğiniz çözüm yolu da doğal olarak farklı olacaktır. Sorun farklı düşünmek değildir. Sorun, farklı düşündüğünüzde birbirinizi duyamamaktır.
Kritik soru şu: Eşiniz nasıl düşünüyor?
Çoğu çift terapide bana şunu söyler: “Ben zaten haklıyım.” “Benim dediğim mantıklı.” “O abartıyor.” Ama burada asıl mesele haklı olmak değildir. Asıl mesele şudur. Eşiniz o konuyu nasıl yaşıyor? Hangi duyguyla yaklaşıyor? Hangi korkudan, hangi geçmiş yaradan, hangi değersizlik hissinden konuşuyor? Eşinizin söyledikleri çoğu zaman sadece bir fikir değildir. Altında bir ihtiyaç vardır. Bir görülme arzusu vardır. Bir anlaşılma beklentisi vardır. Ve bazen o cümleler aslında bir yardım çığlığıdır.
Yardım çığlıkları nasıl duyulmaz hale gelir? Bir örnek düşünelim. Eşiniz size şunu söylüyor olabilir; “Benimle yeterince ilgilenmiyorsun.”, “Her şey işin olmuş.” ya da “Beni hiç anlamıyorsun.” Bunu suçlama olarak duyabilirsiniz. Savunmaya geçebilirsiniz. Karşılık verebilirsiniz. Ama o cümlenin altında belki şu vardır; “Önceliğin olmak istiyorum.”, “Senin için değerli olduğumu hissetmek istiyorum.”, “Kayboluyorum ve seni kaybetmekten korkuyorum.”
Eğer siz eşinizin dilini öğrenmeye niyet etmezseniz, o yardım çığlıklarını “saldırı” olarak duyarsınız. O ise “beni duymuyor” diye daha yüksek sesle bağırmaya başlar. Ve ilişki yavaş yavaş bir güç savaşına dönüşür.
Aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Sağlıklı bir ilişkide iki kişi her konuda aynı düşünmez.
Ama sağlıklı bir ilişkide iki kişi birbirinin dünyasına merak duyar. “Sen neden böyle hissediyorsun?”, “Bu senin için neden önemli?”, “Ben farklı düşünüyorum ama seni anlamak istiyorum.” Bu cümleler ilişkinin tamir edici cümleleridir.
İlişkinizi kurtarabilecek 2 altın kural nedir?
Duyulmamışlık ilişkinin en büyük yarasıdır. Bir ilişkide en ağır duygulardan biri şudur; Yanında biri var ama yalnız hissedersin. Eşiniz sizi sevebilir. Ama sizi anlamıyorsa, o sevgi yetmez. Siz eşinizi sevebilirsiniz. Ama onun iç dünyasına temas etmiyorsanız, o bağ zayıflar. İlişkiler büyük krizlerle değil, küçük ama tekrarlayan duyulmamışlıklarla yıpranır.
Çıkış yolu mümkün mü?
Evet. Ama önce şu farkındalık gerekir: Eşiniz düşmanınız değil. Eşiniz çözmeye çalıştığınız problemin kaynağı değil. Eşiniz sizinle birlikte o problemi çözmeye çalışan bir insan. Onun dili farklı olabilir. Onun yöntemi farklı olabilir. Ama niyeti çoğu zaman ilişkinizi korumaktır. Bu niyeti görmeye başladığınız anda, ilişki yumuşar.
Eğer şu cümleleri sık duyuyorsanız; “Ben artık konuşmaktan yoruldum.” “Ne yapsam yetmiyor.” “Beni hiç anlamıyorsun.” “Sürekli aynı şeyleri yaşıyoruz.” Muhtemelen ilişkinizde duyulmamış yardım çağrıları var. Ve bu döngü kendi kendine kırılmayabilir.
O nedenle her zaman hatırlamalısınız ki, ilişkide haklı olmak değil, birbirini anlamak iyileştirir. Eşinizle aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Ama eşinizle birbirinizi anlamak zorundasınız. Eğer bunu tek başınıza başaramadığınızı düşünüyor, aynı tartışma girdaplarında dönüp durduğunuzu hissediyorsanız, bu döngüden çıkmak mümkündür. Doğru yerden bakmayı öğrendiğinizde, yardım çığlıkları yerini gerçek temasa bırakır. Ve ilişki yeniden inşa edilebilir.