Bir ilişkiyi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri yakınlıktır. Birlikte geçirilen zaman, paylaşılan anılar, yapılan sohbetler, yaşanan deneyimler iki insanı birbirine bağlar. Birlikte yemeğe çıkmak, seyahat etmek, arkadaş çevresiyle sosyalleşmek, hayatın küçük ve büyük meselelerini paylaşmak, hayallerden konuşmak ve cinselliği yaşamak; tüm bunlar ilişkinin duygusal dokusunu oluşturan yakınlık alanlarıdır.
Bu alanlar ne kadar zengin ve canlı olursa çiftler de birbirlerine o kadar bağlı, huzurlu ve mutlu hissederler. Ancak burada gözden kaçırılan çok önemli bir mesele vardır; yakınlık ile sınır arasındaki denge.
Bir ilişkide yakın olmak çok değerlidir, ancak iki insanın tamamen birbirinin içine geçmesi, kendi bireyselliğini kaybetmesi sağlıklı bir yakınlık değildir. Sağlıklı bir ilişki, iki ayrı bireyin kurduğu bir ortaklıktır. Bu nedenle ilişkide hem “biz” vardır hem de “ben”. Sınırlar tam da burada devreye girer.
Sınırlar, kişinin kendi duygu, düşünce, ihtiyaç ve beklentilerinin farkında olması ve bunları ilişkide ifade edebilmesidir. Bir başka deyişle sınırlar, “ben kimim, ne isterim, neyi istemem, ne benim için uygun, ne değil” sorularının cevabını bilmek ve bunu partnerine gösterebilmektir.
Birçok insan ilişkilerinde bu noktada zorlanır. Özellikle ilişkinin güzel anlarında, partneri kırmamak adına kendi isteklerini geri plana atabilir. “Hayır” demekten çekinebilir. “Bunu tercih etmiyorum” demek ürkütücü gelebilir. Partnerinin isteğini reddederse sanki ilişkide bir sorun çıkacakmış gibi hissedebilir.
Bu nedenle çoğu zaman şu tür cümleler duyulur; “Fark etmez.” “Nasıl istersen.” “Sen karar ver.”
İlk bakışta bunlar uyumlu, anlayışlı ve kolaylaştırıcı cümleler gibi görünür. Ancak uzun vadede ilişkide görünmeyen bir sorun yaratabilirler. Çünkü sürekli olarak kararları partnerine bırakan kişi, farkında olmadan kendi sınırlarını silikleştirmeye başlar. Kendi tercihlerini ifade etmediği için ilişki içinde görünmez hale gelir. Zamanla kendi isteklerinin değersiz olduğunu düşünebilir ya da partnerinin zaten bunları duymayacağını varsayabilir. Bu noktada sınırlar genişler ve geçirgen hale gelir.
Başlangıçta küçük görünen meseleler — örneğin hangi restorana gidileceği — zamanla daha büyük alanlara yayılabilir. Kişi yalnızca yemek seçimini değil, hafta sonu planlarını, sosyal ilişkileri, hatta kendi ihtiyaçlarını bile ifade edemez hale gelebilir.
Bir süre sonra şunu fark eder; ilişkide ben ne istiyorum sorusu hiç sorulmuyor.
Daha da zor olanı, kişi kendi isteğini dile getirmeye çalıştığında partneri bunu şaşkınlıkla karşılayabilir. Çünkü uzun süre boyunca ilişkide tek bir yön belirleyici olmuştur. İşte burada birçok çiftin girdiği kısır döngü başlar.
Bir taraf sürekli uyum sağlayan, geri çekilen ve sessiz kalan olur. Diğer taraf ise farkında olmadan ilişkide daha belirleyici hale gelir. Bu durum zamanla bir güç dengesizliği yaratır. Sonrasında ise şu duygular ortaya çıkabilir; görülmeme, değer verilmediğini hissetme, duyulmama, içten içe biriken öfke.
Oysa sağlıklı bir ilişkide sınırlar duvar değildir. Sınırlar, ilişkiyi ayıran değil, ilişkiyi düzenleyen bir yapıdır. Sınırlar netleştikçe çiftler birbirlerini daha iyi tanımaya başlar. Çünkü her iki taraf da kendini daha açık ifade edebilir.
“Ben bunu seviyorum.”
“Benim için bu önemli.”
“Bunu yapmak istemiyorum.”
“Bu bana iyi gelmiyor.”
Bu tür ifadeler ilişkinin içinde güvenli bir alan yaratır. Çünkü gerçek yakınlık, iki insanın kendisi olarak var olabildiği yerde oluşur. Birinin kendini sürekli bastırdığı, geri çektiği ya da yok saydığı bir yerde yakınlık değil, yalnızca uyum çabası vardır. Uyum ile yakınlık aynı şey değildir. Yakınlık, iki insanın farklılıklarını taşıyabildiği yerde büyür. Birinin diğerine benzemesiyle değil, birbirlerini oldukları gibi görebilmeleriyle güçlenir.
Bu nedenle sağlıklı bir ilişkide şu üç unsur birlikte var olur:
Bireysellik – Yakınlık – Karşılıklı saygı
Bireysellik kişinin kendi sınırlarını bilmesidir. Yakınlık bu sınırların içinde birbirine yaklaşabilmektir. Karşılıklı saygı ise partnerin sınırlarını kabul edebilmektir. İlişkide sınırlar netleştiğinde ilginç bir şey olur. Çiftler birbirlerinden uzaklaşmaz, tam tersine daha yakın hissederler. Çünkü artık ilişkide iki gerçek insan vardır. İstekleri, ihtiyaçları, tercihleri ve duyguları olan iki insan. Birbirini gerçekten duyan ve gören iki insan. Gerçek bağ tam da burada kurulur. Bu nedenle kendinize şu soruyu sormak kıymetli olabilir; “Ben bu ilişkide gerçekten var mıyım?”Yoksa yalnızca uyum sağlamaya mı çalışıyorum?”
Her zaman hatırlayın ki, sınırlarınızı netleştirmek ilişkinizi zayıflatmaz. Tam aksine, ilişkinizi daha sağlam bir zemine oturtur. Çünkü gerçek yakınlık, iki kişinin kendisi olarak kalabildiği ilişkilerde büyür.