Evet, elbette var.
Üstelik bu fark yalnızca niceliksel değil; niteliksel olarak da çok derindir.
Çocuksuz boşanma, temelde iki yetişkinin yollarını ayırmasıdır. Bu süreç elbette duygusal olarak zorlayıcı olabilir; hayal kırıklıkları, yas duygusu, öfke ve kayıp hissi eşlik edebilir. Ancak nihayetinde bu ayrılık, iki yetişkinin arasındaki ilişkiye dairdir. Taraflar yaşadıklarından öğrenir, kendi içlerinde hesaplaşmalarını yapar ve zamanla hayatlarına devam ederler. Ayrılığın etkileri bireysel düzeyde yaşanır ve sorumluluk, temelde yalnızca yetişkinlere aittir.
Çocuk olduğunda ise boşanma bambaşka bir anlam kazanır. Artık mesele yalnızca eşlerin ilişkisinin bitmesi değildir; aynı zamanda bir çocuğun dünyasında köklü değişimlerin yaşanması söz konusudur. Boşanma, çocuğun günlük rutininden güven duygusuna, geleceğe dair beklentilerinden hayata bakışına kadar pek çok alanı etkileyen güçlü bir yaşam olayıdır. Çünkü çocuk için anne ve baba arasındaki ilişki bitmez. Eşlik sona ermiş olsa bile, ebeveynlik ömür boyu devam eder.
Çocuklu boşanmada çocuğun tarafında neler olur?
Çocuk, anne ve babayı yalnızca bireyler olarak değil; kendisini hayata bağlayan temel güven figürleri olarak algılar. Bu nedenle ebeveynler arasındaki ayrılık, çocuk açısından “ilişkinin bitmesi”nden çok daha fazlasını ifade edebilir. Çocuk, kendini güvende hissedip hissetmeyeceğini, sevginin devam edip etmeyeceğini ve hayatın ne kadar öngörülebilir olduğunu sorgulamaya başlar. Bu sorgulama doğru şekilde ele alınmazsa, çocuğun iç dünyasında derin çatlaklar oluşabilir.
Çocuk ve anne-baba arasındaki nasıl olmalı, nasıl olmamalıdır?
Bu noktada en kritik meselelerden biri, çocuğun karı-koca meselelerine dahil edilmemesidir. Anne ve baba arasında yaşanan anlaşmazlıklar, kırgınlıklar ya da öfke, çocuk üzerinden konuşulmamalı ve çocuğun ilişki alanına taşınmamalıdır. Çocuğu bir mesaj taşıyıcısı gibi kullanmak, taraf tutmaya zorlamak ya da diğer ebeveyni çocuğun gözünde değersizleştirmek son derece travmatik sonuçlar doğurur. Bu tür tutumlar, çocuğun hem ebeveynleriyle kurduğu bağı zedeler hem de kendi kimlik gelişimini olumsuz etkiler.
Çocukla ilişkiyi kullanarak diğer ebeveyni cezalandırmak, çocuğun sevgi bağlarını bir savaş alanına çevirmek anlamına gelir. Oysa çocuğun ihtiyacı olan şey, anne ve babasının artık eş olmasalar bile ebeveyn olarak iş birliği yapabildiklerini görebilmektir. Bu, çocuğun dünyasında güvenin yeniden inşa edilmesi açısından hayati öneme sahiptir.
Bu nedenle çocuklu boşanmada mesele yalnızca “ayrılmak” değildir. Asıl mesele; çocuğa güvenli bir alan yaratabilmek, ebeveynliği karı-kocalıktan ayırarak sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektir. Çiftler artık bir ilişkiyi yürütmüyor olabilirler; ancak birlikte bir çocuğun anne ve babası olma sorumluluğu devam eder. Bu sorumluluk, duygusal olgunluk, sınır bilinci ve yüksek bir ebeveynlik farkındalığı gerektirir.
Sonuç olarak, çocuklu boşanma çok daha hassas, çok daha karmaşık ve çok daha fazla sorumluluk isteyen bir süreçtir. Bu süreç doğru yönetildiğinde, çocuk kendini güvende hissedebilir ve hayatına sağlam bağlarla devam edebilir. Aksi halde boşanmanın yarattığı duygusal yük, çocuğun ileriki yaşamına taşınabilir.
Bu yüzden çocuklu boşanmada atılan her adım, yalnızca bugünü değil; çocuğun gelecekteki iç dünyasını ve ötekilerle olan ilişkilerini şekillendirmede oldukça büyük etkiye sahiptir.