Bir ilişkinin zor zamanlardan nasıl geçtiğini belirleyen şey, çoğu zaman o an yaşanan krizler değildir. Asıl belirleyici olan, o krizler gelmeden önce biriktirilmiş olan duygusal sermayedir.
Tıpkı bir banka hesabı gibi. Zor günler geldiğinde harcayabileceğiniz birikiminiz yoksa, en küçük sarsıntı bile ilişkiyi borca sokabilir.
İlişkilerin de bir duygusal bankası vardır. Bu banka; sevgiyle, anlayışla, emekle, güvenle ve iyi niyetle beslenir. Günlük hayatta fark etmeden yaptığınız küçük yatırımlar, ileride büyük fırtınalara karşı sizi koruyan bir tampon görevi görür. Peki, bu duygusal bankanın yeterince dolu olduğunu nasıl anlarsınız? İlişkide sorunlar yaşadığınızda duygusal bankanızda olmasına ihtiyaç duyduğunuz iki önemli unsur vardır. Bunlar; tahammül ve niyetten emin olmaktır. Detaylarını şöyle anlatayım.
1. Tahammül: İlişkinin Gizli Sigortasıdır.
Hiçbir ilişki düz bir çizgide ilerlemez. Bazen sakin, bazen dalgalı, bazen de fırtınalıdır. İlişkideki esas mesele, bu dalgalanmalar sırasında birbirinize ne kadar tahammülünüzün olduğudur. Bir nevi kredidir aslında. Tahammül, katlanmak değildir. Tahammül; eşiniz zor bir dönemden geçerken onu bütünüyle reddetmemek, o anki halini ilişkinin tamamı sanmamaktır. Örneğin; bazen siz çok öfkeli olursunuz ve eşiniz daha sakin kalır. Bazen eşiniz hiddetlenir, bu kez siz onun duygusunu regüle edersiniz. İlişkide bu karşılıklı denge, tahammül kapasitesi sayesinde mümkün olur.
Eğer duygusal bankanız doluysa, eşinizin zor bir anını “bana karşı” değil, “onun zorlanması” olarak okuyabilirsiniz. Ama banka boşsa, en ufak gerginlik bile şu düşünceleri tetikler; “Demek ki beni hiç anlamıyor”, “Demek ki bana değer vermiyor.” İşte tam da bu noktada tahammül, ilişkinin sigortası haline gelir.
2. Niyetten Emin Olmak: Güvenin Görünmeyen Temeli
Duygusal bankanın ikinci ve belki de en hayati parçası; birbirinizin niyetinden emin olmaktır. Niyetten emin olmak demek şudur; “Eşim bana zarar vermek istemiyor.” “Beni üzse bile, önceliği benim iyiliğim.” Anlaşmazlıklar halinde bu şekilde inançlara sahip olmanızdır.
Bu içsel güven, ilişkinin en sessiz ama en güçlü bağını oluşturur. Çünkü niyetten emin olduğunuzda, yaşanan her olayı büyütmeden değerlendirebilirsiniz. Eşinizin öfkesini, yorgunluğunu ya da içine kapanmasını, sevginin bittiği bir işaret olarak değil; o anki duygusal kapasitesinin sınırı olarak görürsünüz. Bu da size yüce gönüllülük alanı açar. Yüce gönüllülük;
haklıyken susmak değil, kendinizi yok saymak hiç değil. Yüce gönüllülük, ilişkinin bütününü korumak adına, o an duyguyu kişisel almamayı seçebilmektir. Ancak bunun altını özellikle çizmek gerekir. Bu ancak karşılıklı olduğunda sağlıklıdır. Sürekli tolere eden tek taraf olmak, duygusal bankayı tek başına doldurmaya çalışmak demektir ki bu da uzun vadede tükenmişlik yaratır.
Zor Günler Gelmeden Önce Ne Yapıyorsunuz?
Çoğu çift ilişkiyi, ancak kriz çıktığında konuşur. Oysa duygusal banka, kriz zamanlarında değil; gündelik hayatta dolar.
Şunlar birer yatırımdır:
Bunlar önemsiz gibi görünen ama bankayı sessizce dolduran yatırımlardır.
İlişkinizde şu soruyu kendinize dürüstçe sorun; “Bugün zor bir gün yaşasak, bunu birlikte kaldırabilecek kadar duygusal birikimimiz var mı?” Eğer cevabınız net değilse, panik yapmayın. Duygusal bankalar yeniden doldurulabilir. Yeter ki ilişkiye bir kriz alanı değil, bir emek alanı olarak bakmayı seçin. Çünkü, sevgi yalnızca his değil, birikimdir.