Sevilay Abudaram

Teşvikiye Mah. Poyracık Sk. Feza Apt. No: 18 D: 4 Kat: -1 Nişantaşı Şişli İstanbul

0532 229 84 77

info@drsevilayabudaram.com

Son Yazılarım

İlişkinizde hangi dili kullanıyorsunuz?

İlişkinizde kendinizi anlaşılmamış, duyulmamış ya da yanlış anlaşılmış hissediyorsanız, bunun sebebi çoğu zaman “ne söylediğiniz” değil, “hangi dille söylediğinizdir.” Çünkü bir ilişki, iki insanın sadece bir araya gelmesi değildir. İki farklı geçmişin, iki farklı ailenin, iki farklı duygusal sözlüğün karşılaşmasıdır. Ve çoğu zaman biz bu gerçeği fark etmeden ilişkiye başlarız.

Aynı dili konuşuyor gibi görünmek, ama aslında konuşmamak çiftlerin yaşadığı en büyük sorun. Partnerinizle aynı dili konuştuğunuzu düşünürsünüz. Aynı kelimeleri kullanırsınız. Aynı cümleleri kurarsınız.  Ama bir bakarsınız, siz “ilgi” derken o “kontrol” anlar; siz “mesafe” isterken o “reddediliyorum” hisseder; siz “sakinlik” ararken o “ilgisizlik” yaşar. İşte tam burada sorun başlar. Çünkü aslında siz kelimelerle değil, anlamlarla iletişim kurarsınız. Ve o anlamlar herkes için farklıdır.

Her birey kendi dilini ilişkiye getirir. Kendi diliniz birden çok unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. Bu unsurlar; çocuklukta öğrendiğiniz sevgi biçimleri, ailenizde gördüğünüz ilişki dinamikleri, yaşadığınız hayal kırıklıkları, kırıldığınız, incindiğiniz anılar, ve kendinizi korumak için geliştirdiğiniz savunmalardır. Örneğin, duyguların konuşulmadığı bir ailede büyüdüyseniz, siz susarak iletişim kurarsınız. Sürekli eleştirilmişseniz, hassasiyetle savunmaya geçersiniz. Sevgi davranışla gösterilmişse, sözler size yetersiz gelir. Partneriniz de kendi hikayesinden gelen başka bir dili taşır.

Hal böyle olunca, aslında sorun farklı olmak değil, farklılığı yönetememektir. İlişkilerde kriz yaratan şey farklılıklar değildir. Farklılıkların anlaşılmaması ve dönüştürülememesidir. İki farklı dil konuşuluyorsa; aynı cümle farklı anlamlara gelir, aynı davranış farklı duygular yaratır, aynı ilişki içinde iki ayrı gerçeklik yaşanır. Ve bu noktada çiftler genelde şunu yaparak ilişkiyi daha da çıkmaza sürükler. Kendi dilini daha çok dayatır. Ya da karşı tarafı “yanlış” olarak konumlandırır. Ya da “Beni anlamıyor” diyerek geri çekilir. Oysa mesele anlaşılmamak değil. Birbirinin dilini öğrenmemektir.

Bu kısır döngüden nasıl çıkılır?

İlişkide üçüncü bir dil yaratmak, bu durumun çözüm yoludur. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki için altın kural şudur; ne sadece senin dilin, ne sadece onun dili; ikinize ait yeni bir dil oluşturmaktır. 

Bu ne demek? “Ben böyleyim” demek yerine “Biz nasıl olabiliriz?” diye sormaktır. Ya da kendi doğrularını savunmak yerine ortak bir zemin yaratmaktır. Ya da partnerinizi değiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya yatırım yapmaktır.

Peki bu ortak dil nasıl oluşur?
Bunun için 5 altın önerim olacak. Birincisi merak etmek. “Sen böyle yaptığında aslında ne hissediyorsun?” diye sormak.

İkincisi, yorumlamak yerine anlamaya çalışmak. “Hep böylesin” demek yerine “Bu senin için ne ifade ediyor?” diyebilmek. 

Üçüncüsü, savunma yerine temas kurmak. Haklı çıkmak yerine bağ kurmayı seçmek. 

Dördüncüsü, duyguları tercüme ederek. Öfkenin altındaki kırgınlığı, mesafenin altındaki korkuyu görebilmek.

Beşincisi, ortak anlamlar üretmek. “Bizim için ilgi ne demek?” “Bizim ilişkimizde sınır nasıl olur?”
gibi sorulara birlikte cevap bulmak. 

Eğer siz partnerinizle bu 5 unsuru ilişkinize dahil edebiliyorsanız, ilişkinize ait biricik olan ortak dilinizi de oluşturabiliyorsunuz demektir. İlişkide en büyük problem, aynı dili konuşamamak değildir. En büyük problem, karşı tarafın dilini öğrenmeye gönüllü olmamaktır. Çünkü bir ilişki, iki kişinin kendi dilini koruduğu bir savaş alanı değil, birlikte yeni bir dil yarattığı bir yaşam alanıdır.