İşiniz yoğun diye ilişkinizi ertelemeyin; çünkü ilişkiler de ihmal edildiğinde yorulur. Günümüz dünyasında çalışmak artık yalnızca işe gitmekten ibaret değil. Sürekli ulaşılabilir olmak, yüksek performans göstermek, sorumlulukları yetiştirmek, hedefleri tamamlamak ve başarı baskısıyla yaşamak birçok insanın günlük rutini haline geldi.
Bu yoğun tempo içerisinde fark edilmeden geri plana atılan ilk alan ise çoğu zaman ilişkiler oluyor. İnsanlar çoğu zaman bunun geçici olduğunu düşünüyor. “Bu proje bitsin.” “Biraz daha işler sakinleşsin.” “Şu dönemi atlatalım, sonra eşimle ilgilenirim.”
Fakat ne yazık ki ilişkiler bekleme odasında sonsuza kadar sağlıklı kalamıyor. Çünkü ilişki de tıpkı canlı bir organizma gibidir. Beslenmediğinde zayıflar. İlgi görmediğinde uzaklaşır. Emek verilmediğinde yorulur. Ve uzun süre ihmal edildiğinde sessizce çözülmeye başlar. Yoğun iş temposu yalnızca zamanınızı değil; duygusal enerjinizi, zihinsel kapasitenizi ve fiziksel gücünüzü de tüketir. Gün sonunda partnerinizin yanında olsanız bile aslında orada olmayabilirsiniz. Telefon elinizdedir. Zihniniz ertesi günkü toplantıdadır. Duygularınız tükenmiştir. Bedeniniz aynı evdedir ama ruhunuz hâlâ iş yerindedir. Tam da bu noktada çiftler birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar.
Başlangıçta küçük görünen bu mesafeler zamanla büyür. Konuşmalar azalır. Paylaşımlar yüzeyselleşir. Yakınlık kaybolur. Anlaşıldığını hissetme duygusu zedelenir. Bir süre sonra aynı evde yaşayan iki yabancıya dönüşmek hiç de şaşırtıcı değildir. Üstelik bu uzaklaşma çoğu zaman bir anda olmaz. Sessizce ilerler. Fark edilmeden büyür. İlişki aslında uzun zamandır yardım istemektedir. Küçük kırgınlıklarla, tekrarlayan tartışmalarla, soğuklukla, sessizlikle, yakınlaşma çabalarıyla. Belki de partneriniz size defalarca “Sana ulaşamıyorum.” demiştir. Belki “Artık eskisi gibi değiliz.” diye yakınmıştır. Belki de hiçbir şey söylememiş, sadece içine çekilmiştir.
Bunların her biri aslında ilişkinin attığı yardım çığlıklarıdır. Ancak yoğun iş temposu içinde olan birçok kişi bu sinyalleri ya göremez ya da görmek istemez. Çünkü kabul etmek zordur. Kabul etmek, bir şeylerin yolunda gitmediğini kabul etmektir. Ve bu da değişim sorumluluğunu beraberinde getirir. Tam olarak burada ilginç bir durum ortaya çıkar.
İlişki ciddi şekilde yıpranmış olmasına rağmen insanlar çoğu zaman ayrılmak da istemezler. Peki neden? Bunun altında çoğunlukla üç önemli neden bulunur.
Burada asıl mesele ilişkinin bitip bitmeyeceği değildir. Asıl mesele, iş ve ilişki arasında kurduğunuz dengeyi yeniden inşa edip edemeyeceğinizdir. Hayatta başarılı olmak elbette değerlidir. Mesleki hedefleriniz, kariyeriniz ve üretkenliğiniz önemlidir. Fakat ilişkiniz de yaşamınızın en önemli yatırımlarından biridir.
Çünkü başarıyı paylaşacak, zor zamanlarda yanınızda olacak ve size duygusal güven sağlayacak ilişkiyi ihmal ettiğinizde; bir gün işiniz yolunda giderken özel hayatınızın sessizce çöktüğünü fark edebilirsiniz. İlişkiler kendiliğinden yıpranmaz. İlişkiler çoğu zaman ihmal nedeniyle yorulur. İyi haber ise şudur; fark ettiğiniz anda değişim mümkündür. Doğru iletişim kurulduğunda, öncelikler yeniden düzenlendiğinde, duygusal bağ yeniden güçlendirildiğinde. Ve en önemlisi her iki taraf da emek vermeye istekli olduğunda birçok ilişki yeniden canlanabilir.
Sorunlar çoğu zaman ilişkinizi bitirmez. Sorunların uzun süre konuşulmaması, ertelenmesi ve yok sayılması ilişkiyi yıpratır. Bazen bir ilişkiyi kurtaran şey, çok geç olmadan atılmış tek bir adımdır.