Sevilay Abudaram

Teşvikiye Mah. Poyracık Sk. Feza Apt. No: 18 D: 4 Kat: -1 Nişantaşı Şişli İstanbul

0532 229 84 77

info@drsevilayabudaram.com

Son Yazılarım

Eşinizi Değiştirmeye Çalışmalı mısınız?

Bunun cevabı oldukça net; Hayır.

Üstelik yalnızca eşinizi değiştirmenin zor olduğu için değil. Asıl mesele şu; bir insanı sizin istediğiniz kişiye dönüştürmeye çalışmak, ilişkinin içinde zamanla ciddi bir mücadele alanı yaratabilir. Çünkü siz eşinizin değişmesini istediğinizde, çoğu zaman aslında şöyle bir beklentiniz vardır; “Benim ilişki anlayışıma, yaşam biçimime, ihtiyaçlarıma ve beklentilerime biraz daha uygun ol.”

Ancak burada gözden kaçırdığımız önemli bir nokta vardır. Sizin doğru, güzel, keyifli ya da olması gereken olarak gördüğünüz şey, eşiniz için aynı anlama gelmeyebilir. Örneğin siz cumartesi sabahı erkenden kalkmak, birlikte spora gitmek, sonrasında güzel bir kahvaltı yapmak istiyor olabilirsiniz. Size göre çift olmanın keyifli taraflarından biri budur. Hatta eşinizin de bunu yapmasını istemenizin altında son derece güzel bir niyet olabilir; birlikte daha fazla zaman geçirmek. Ama eşiniz bütün hafta yoğun çalışmış olabilir ve cumartesi sabahını geç saatlere kadar uyuyarak, evde kalarak ve hiçbir şey yapmadan geçirmek istiyor olabilir.

Şimdi burada kim haklı?

Aslında ikiniz de. Çünkü sizin birlikte zaman geçirme isteğiniz ne kadar meşruysa, eşinizin dinlenme ve yalnız kalma ihtiyacı da o kadar meşrudur. Sorun, bu farklılığın kendisinden çok, taraflardan birinin diğerini kendi istediği kişiye dönüştürmeye çalışmasıyla başlar. “Biraz erken kalksan ne olur?”, “Benim için bir kere de bunu yapsan?”, “Sen zaten hiçbir şey yapmak istemiyorsun.”, “Bütün hafta sonunu evde geçirmek normal mi?” gibi cümleler zaman içerisinde yalnızca bir hafta sonu planı hakkında konuşmamaya başlar. Meselenin altına çok daha güçlü mesajlar yerleşir; “Senin olduğun halin bana yetmiyor.”

Böylelikle eşimizi değiştirme çabasının ilişkideki en önemli maliyetlerinden biri budur. Çünkü sürekli değiştirilmek istenen kişi, bir süre sonra kendisini olduğu haliyle kabul edilmemiş hissedebilir. Değiştirmeye çalışan kişi ise sürekli hayal kırıklığı yaşamaya başlayabilir. Biri, “Beni neden olduğum gibi kabul etmiyor?” diye düşünürken diğeri, “Benim için neden biraz olsun değişmiyor?” diye düşünür. Ve ilişki yavaş yavaş bir güç mücadelesine dönüşebilir.

Bir taraf daha fazla talep eder, diğer taraf daha fazla direnir. Talep arttıkça direnç artar; direnç arttıkça değiştirme çabası da güçlenir. Sonunda çiftler çoğu zaman başladıkları noktadan çok daha uzağa düşerler.

Peki ilişkide hiç değişim olmamalı mı?

Elbette olmalı. Çünkü sağlıklı bir ilişki zaten iki insanın da zaman içerisinde birbirinden etkilendiği, birbirine uyum sağladığı ve gerektiğinde bazı davranışlarını değiştirdiği bir ilişkidir. Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır; değiştirilmek başka, değişmeye gönüllü olmak başkadır.

Eşinizin kişiliğini, tercihlerini, alışkanlıklarını sizin istediğiniz biçime sokmaya çalışmanız başka bir şeydir; ilişkinizde sizi rahatsız eden bir davranışı dile getirmeniz ve bunun değişmesini istemeniz bambaşka bir şeydir. Örneğin eşinizin sizin gibi sosyal olmasını isteyemezsiniz. Ama sosyal ortamlarda sizi sürekli yalnız bırakmasının sizi üzdüğünü söyleyebilirsiniz. Eşinizin sizin kadar düzenli olmasını bekleyemezsiniz. Ama ortak yaşam alanındaki bütün sorumluluğun size kalmasından rahatsız olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Eşinizin sizin sevdiğiniz aktiviteleri sevmesini sağlayamazsınız. Ama ilişkinizde birlikte zaman geçirmeye ihtiyaç duyduğunuzu ifade edebilirsiniz.

Yani mesele “Sen değiş” demek değil, “Bu ilişkide benim de bazı ihtiyaçlarım var ve bunları seninle konuşmak istiyorum” diyebilmektir. Bu ikisi birbirinden çok farklıdır. Çünkü ilkinde karşınızdaki insanın kim olduğuna müdahale edersiniz. İkincisinde ise ilişkinizin nasıl olması gerektiğine dair bir müzakere başlatırsınız.

İlişkide değişimin anahtarı gönüllülüktür.

Bir insan gerçekten değişmek istemediğinde onu zorlayarak değiştirmeye çalışmak çoğu zaman işe yaramaz. Belki bir süre sizin istediğiniz davranışı gösterebilir. Tartışma çıkmasın diye erken kalkabilir, sizin istediğiniz yere gelebilir, bazı alışkanlıklarından vazgeçebilir. Ama bunu kendi isteğiyle değil, sizi memnun etmek ya da çatışmadan kaçınmak için yapıyorsa zaman içerisinde bunun başka bir bedeli ortaya çıkabilir; kırgınlık.

“Ben hep senin istediğini yapıyorum.”, “Bu ilişkide kendim gibi davranamıyorum.”, “Ne yapsam sana yetmiyor.” cümleleri tam da burada ortaya çıkar. Oysa gerçek değişim, kişinin değişimin gerekliliğini kendisinin de görebildiği yerde mümkündür. “Bunu sadece eşim istiyor” yerine, “Bunun ilişkimize iyi geleceğini ben de düşünüyorum” diyebildiği zaman değişim çok daha kalıcı hale gelir. Bu nedenle ilişkilerde hedef, birbirimizi istediğimiz insanlara dönüştürmek değil; farklılıklarımızın içerisinde birlikte yaşayabileceğimiz bir alan yaratabilmektir.

Bazen eşiniz size yaklaşır. Bazen siz eşinize yaklaşırsınız. Bazen de ikiniz tam ortada buluşursunuz. Belki cumartesi sabahı saat 08.00’de spora gitmezsiniz ama 11.00’de birlikte kahvaltıya çıkarsınız. Belki her hafta birlikte bir aktivite yapmazsınız ama ayda iki hafta sonunu özellikle birbirinize ayırırsınız. Çünkü çift olmak, her konuda aynı olmak değildir.

Farklı olduğunuz halde birbirinizin ihtiyaçlarını gözetebilecek bir ilişki kurabilmektir. Ve belki de kendimize sormamız gereken soru şudur; “Eşimin değişmesini mi istiyorum, yoksa ilişkimizde benim için önemli olan bir ihtiyacın görülmesini mi?” Bu sorunun cevabı çok şeyi değiştirebilir. Çünkü eşinizi değiştirmek sizin göreviniz değildir. Ama ihtiyaçlarınızı anlatmak, sınırlarınızı ifade etmek, ilişkinizde sizi rahatsız eden şeyleri konuşmak ve eşinizden değişim talep etmek elbette hakkınızdır. Sonrası ise iki kişinin ortak alanıdır. Sağlıklı ilişkide değişim baskıyla değil; anlaşılma, gönüllülük ve karşılıklı uyumla gerçekleşir.