Sevilay Abudaram

Teşvikiye Mah. Poyracık Sk. Feza Apt. No: 18 D: 4 Kat: -1 Nişantaşı Şişli İstanbul

0532 229 84 77

info@drsevilayabudaram.com

Son Yazılarım

İlişkiniz Zarar Görmesin Diye Sustuklarınız, İlişkinize Zarar Veriyor Olabilir mi?

Sorunsuz ilişki yoktur, bunu bir kabul edelim. Birbirini çok seven, uzun yıllardır birlikte olan, birbirini çok iyi tanıyan çiftlerin bile anlaşamadıkları, birbirlerinden farklı düşündükleri ve birbirlerinin davranışlarından rahatsız oldukları zamanlar vardır. Çünkü ilişki dediğimiz şey, birbirinden farklı iki insanın birlikte kurduğu bir alandır. Dolayısıyla mesele ilişkinizde sorunların olup olmaması değildir.

Asıl mesele, sizi rahatsız eden şeylerle ne yaptığınızdır. Diyelim ki eşiniz çoraplarını sürekli salonun ortasında bırakıyor. Sizi çok rahatsız ediyor. İlk gördüğünüzde kızıyorsunuz ama “Şimdi bunun için tartışmaya değer mi?” diyorsunuz ve çorabı alıp sepete atıyorsunuz. Bir sonraki sefer yine aynısını yapıyorsunuz. Sonra bir daha. Ve bir süre sonra kendinizi sürekli eşinizin arkasını toplarken buluyorsunuz.

Mesele dışarıdan bakıldığında yalnızca bir çift çorap gibi görünüyor. Ama sizin için artık çorap olmaktan çıkıyor. Çünkü içinizde yavaş yavaş başka bir anlam kazanmaya başlıyor; “Benim rahatsız olduğum şey onun için neden önemli değil?”

Başka bir örnek düşünelim. Hafta sonu çok istediğiniz bir konsere gitmek istiyorsunuz. Eşiniz ise istemiyor. Üzülüyorsunuz. Ama “Neyse, bir dahakine gideriz.” diyorsunuz. Bir sonraki hafta sizin yapmak istediğiniz başka bir şey oluyor, eşiniz yine istemiyor. Yine vazgeçiyorsunuz. Çünkü tartışmak istemiyorsunuz. Onu zorlamak da istemiyorsunuz. İlişkinizin huzuru kaçmasın istiyorsunuz.

Fakat bir gün dönüp baktığınızda fark ediyorsunuz ki ilişkinizin içerisinde sizin istekleriniz giderek daha az yer kaplamaya başlamış. Eşinizin istedikleri yapılıyor. Eşinizin istemedikleri yapılmıyor. Eşinizin rahatsızlıkları konuşuluyor. Ama sizin rahatsızlıklarınız erteleniyor. O zaman içinizde başka bir duygu oluşmaya başlıyor; haksızlık.

Siz sustukça sorun ortadan kalkmıyor. Çiftlerin bazen düştüğü en önemli yanılgılardan biri budur. Bir konuyu konuşmadığınızda, o konunun ilişkiniz açısından artık sorun olmadığını düşünebilirsiniz. Oysa konuşulmayan sorunlar çoğu zaman ortadan kalkmaz. Sadece görünmez hale gelir. Siz “Boş ver.” dersiniz. “Şimdi tartışmayalım.” dersiniz. “Bu kadar küçük bir şeyi mesele yapmayayım.” dersiniz. “İlişkimiz zarar görmesin.” dersiniz. Ama her “boş ver” dediğiniz mesele içeride bir yerde kalmaya devam eder. Çünkü rahatsızlığınız geçmemiştir. Sadece dile getirilmemiştir. Ve dile getirilmeyen her rahatsızlık, bir öncekine eklenmeye başlar. Önce küçücük bir tepeciktir. Sonra büyür. Birikir. Ve günün sonunda ilişkinizin içerisinde kocaman bir mutsuzluk dağına dönüşür. Sonra bir gün çorap yüzünden büyük bir kavga çıkar. Eşiniz yine çorabını salonun ortasına bırakır. Ve siz bu kez çok öfkelenirsiniz. Belki sesinizi yükseltirsiniz. “Bıktım artık!”, “Bu evde her şeyi ben yapmak zorunda mıyım?”, “Sen zaten hiçbir zaman beni düşünmüyorsun!” dersiniz.

Eşiniz ise şaşkınlıkla size bakar. Çünkü onun gözünde mesele bir çoraptır. Hatta belki size; “Bir çorap için bu kadar tepki verilir mi?” diye sorar.

Aslında haklıdır. Çünkü siz de yalnızca o gün bırakılan çoraba tepki vermiyorsunuzdur. Siz belki de aylardır, hatta yıllardır söylemediğiniz her şeye tepki veriyorsunuzdur. Gitmediğiniz konserlere. Vazgeçtiğiniz planlara. Söylemediğiniz kırgınlıklara. Kabul ettiğiniz halde aslında kabul etmek istemediğiniz şeylere. Kısacası, o günkü tartışmanın içerisine geçmişte sustuğunuz bütün meseleleri getiriyorsunuzdur.

Bu nedenle bazen çiftlerin yaşadığı büyük tartışmaların sebebi, o anda yaşanan küçük olay değildir. O küçük olay yalnızca mutsuzluk dağının tepesine eklenen son taştır. “İlişkimiz zarar görmesin” diye susuyor olabilirsiniz. Belki de bütün bunları neden yaptığınızı düşündüğünüzde cevabınız çok anlaşılır; çünkü ilişkinizi kaybetmek istemiyorsunuz. Tartışmaktan korkuyor olabilirsiniz. Eşinizin size kızmasını istemiyor olabilirsiniz. Sorun çıkaran taraf olarak görülmek istemiyor olabilirsiniz.

Ya da çocukluğunuzdan beri ihtiyaçlarınızı dile getirmenin, “hayır” demenin ya da bir şeyden şikâyet etmenin karşı tarafı üzmek anlamına geldiğini öğrenmiş olabilirsiniz. Bu nedenle ilişkinizin içerisinde uyumu korumaya çalışırsınız. Ama burada önemli bir ayrım var; uyum sağlamak ile kendinizden vazgeçmek aynı şey değildir.

Bir ilişkide zaman zaman eşiniz için kendi isteğinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen onun istediği restorana gidersiniz. Bazen sizin istemediğiniz bir programa onun için katılırsınız. Bazen de “Bu konu benim için o kadar önemli değil.” deyip geri çekilirsiniz. Bunlar ilişkinin doğal parçalarıdır. Ancak hep vazgeçen sizseniz, hep alttan alan sizseniz, hep “neyse” diyen sizseniz. Ve ilişkinizin huzuru yalnızca sizin ihtiyaçlarınızı bastırmanız sayesinde korunuyorsa, burada artık uzlaşmadan değil, ilişkideki dengenin bozulmasından söz etmeye başlarız.

Çünkü sizin ihtiyaçlarınız da o ilişkinin bir parçasıdır. Bazen insanlar ihtiyaçlarını dile getirdiklerinde bencil olacaklarını düşünürler. Oysa; “Bu davranışın beni rahatsız ediyor.” demek bencillik değildir. “Bu hafta sonu benim istediğim bir şeyi de birlikte yapmak istiyorum.” demek eşinizi kontrol etmek değildir. “Buna kırıldım.” demek sorun çıkarmak değildir.

Bunların hepsi ilişkinizin içerisinde kendinize de yer açabilmenizdir. Çünkü sağlıklı bir ilişkide yalnızca eşinizin duygularına, ihtiyaçlarına ve sınırlarına değil; sizin duygularınıza, ihtiyaçlarınıza ve sınırlarınıza da yer vardır. İlişki iki kişilikse, ilişkinin gerçekliği de iki kişinin gerçekliğini taşıyabilmelidir.

Peki sizi rahatsız eden şeyleri ne zaman söylemelisiniz? Mutsuzluk dağı oluştuktan sonra değil. Henüz küçükken. Çünkü biriktirmeden konuşulan meselelerin çözülmesi çok daha kolaydır. “Sen zaten hep böylesin!” noktasına gelmeden; “Bu olduğunda rahatsız oluyorum.” Diyebilmek. 

“Sen benim hiçbir istediğimi önemsemiyorsun!” demeden önce; 

“Benim istediğim şeylere de ilişkimizde biraz daha yer açılmasına ihtiyacım var.” diyebilmek. Sağlıklı iletişim tam olarak burada başlar. Amaç kavga çıkarmak değildir. Amaç haklı çıkmak da değildir. Amaç, eşinizin sizi duyabilmesine ve anlayabilmesine fırsat vermektir. Çünkü siz anlatmadığınız sürece eşinizin içinizde nelerin biriktiğini bilmesini bekleyemezsiniz. Ve siz sustukça ilişkinizi koruduğunuzu düşünürken, aslında ilişkinizin içerisinde görünmez bir mesafe yaratıyor olabilirsiniz. Bir süre sonra daha az anlatmaya, daha az istemeye, daha az paylaşmaya, ve belki de eşinizden duygusal olarak uzaklaşmaya başlayabilirsiniz.

Bu nedenle ilişkinizde sizi rahatsız eden durumları konuşmaktan korkmayın. İlişkiler her rahatsızlığı dile getirdiğiniz için zarar görmez. Bazen tam tersine, konuşulmayanlar yüzünden zarar görür. Çünkü ilişkinizi korumanın yolu sürekli susmak, alttan almak ve kendi ihtiyaçlarınızı ertelemek değildir. İlişkinizi korumanın yollarından biri, henüz küçükken rahatsızlıklarınızı konuşabilecek kadar o ilişkinin içinde kendinize yer açabilmektir.