Sevilay Abudaram

Teşvikiye Mah. Poyracık Sk. Feza Apt. No: 18 D: 4 Kat: -1 Nişantaşı Şişli İstanbul

0532 229 84 77

info@drsevilayabudaram.com

Son Yazılarım

Panik ataklar geçer mi?

Panik atak yaşayan insanların en sık sorduğu sorulardan biri şudur; “Bu hep böyle devam edecek mi? Panik ataklar gerçekten geçer mi?”

Evet, panik ataklar tedavi edilebilir ve kişinin yaşamını eskisi gibi sürdürebildiği, atakların artık hayatını yönetmediği bir noktaya ulaşmak mümkündür. Ancak burada üzerinde durmamız gereken önemli bir nokta var; tedavi bir süreçtir.

Çünkü çoğu zaman beklenti panik atağın bir an önce ortadan kalkmasıdır. Kişi artık o çarpıntıyı yaşamak istemez, nefesinin daraldığını hissetmek istemez, ellerinin uyuşmasından, titremekten, başının dönmesinden korkar. Hele ki birkaç kez yoğun bir panik atak yaşadıysa, bu kez yalnızca atağın kendisinden değil, yeniden atak yaşamaktan da korkmaya başlayabilir. “Ya yine olursa?”, “Ya bu kez kontrolümü kaybedersem?”, “Ya dışarıdayken başlarsa?”, “Ya kalbime bir şey oluyorsa?”

Bu sorular zaman içerisinde kişinin hayatını sınırlandırmaya başlayabilir. Bazen belirli yerlere gitmekten kaçınır, bazen yalnız kalmak istemez, bazen de kendisini güvende hissettiği alanların dışına çıkmakta zorlanır. Bu nedenle panik atağın tedavisini yalnızca “atakları nasıl durdurabiliriz?” sorusuna indirgememek gerekir. Çünkü panik atak yalnızca bedende yaşanan bir durum değildir. Panik atak sırasında beden çok güçlü bir alarm verir. Kalp hızlanabilir. Nefes değişebilir. Terleme olabilir. Titreme, uyuşma veya karıncalanma yaşanabilir. Baş dönmesi, göğüste sıkışma ya da kişinin kendisine veya çevresine yabancılaşmış gibi hissetmesi görülebilir.

Ve kişi bütün bunları yaşarken çoğu zaman bedeninde ciddi bir şey olduğuna inanabilir. Oysa panik atağı anlamaya çalışırken yalnızca bedensel belirtilere değil, kişinin kaygıyla, korkuyla ve kendi iç dünyasında yaşadığı duygularla nasıl ilişki kurduğuna da bakmak gerekir. Çünkü hepimizin hayatında bizi zorlayan deneyimler vardır. Kayıplarımız, hayal kırıklıklarımız, kırgınlıklarımız, korkularımız, öfkelerimiz, ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlarımız, gelecek kaygılarımız vardır. Fakat hepimiz bu duygularla aynı şekilde baş etmeyiz.

Bazı insanlar yaşadığı bir üzüntünün üzerinde durabilir. “Bu beni neden bu kadar etkiledi?” diye düşünebilir. Kırgınlığını fark edebilir, korkusunu kabul edebilir, gerektiğinde bunu dile getirebilir. Bazı insanlar ise zorlayıcı duygularıyla temas etmekte çok daha fazla güçlük yaşayabilir. “Boş ver.”, “Düşünmeyeyim.”, “Güçlü olmam lazım.”, “Bunu da atlatırım.” diyerek hızla hayatına devam etmeye çalışabilir.

Elbette kimse acının içinde kalmak istemez. Ancak duygularımızı hiç yaşamamaya çalışmak ile onların içinde kaybolmadan onları fark etmek arasında önemli bir fark vardır. Bazen kişi zihinsel olarak uzak durmaya çalıştığı kaygının, korkunun, öfkenin ya da kırgınlığın bedensel karşılıklarını çok daha yoğun yaşamaya başlayabilir. Bu nedenle psikoterapide yalnızca panik atağın kendisine değil, kişinin duygularını nasıl düzenlediğine, bedensel duyumlarını nasıl yorumladığına, nelerden kaçındığına ve kaygıyı sürdüren düşünce ve davranış döngülerine de bakarız.

Peki panik atak neden hemen geçmiyor? Çünkü terapi yalnızca belirtileri susturmaya çalışmak değildir. Öncelikle kişinin yaşadığı panik döngüsünü anlamamız gerekir. Atak ne zaman geliyor? Bedendeki ilk değişiklik ne oluyor? Kişi o değişikliği nasıl yorumluyor? O sırada zihninden hangi düşünceler geçiyor? Nelerden korkuyor? Atak yaşamamak için hayatında neleri yapmaktan kaçınıyor? Ve daha geniş çerçeveden baktığımızda; hayatında şu anda onu zorlayan neler var, hangi duygularıyla baş etmekte zorlanıyor? Bütün bunlar kişiden kişiye değişir. Bu nedenle panik atağın tedavi süresi de herkes için aynı değildir.

Bir insan için panik döngüsünü besleyen temel mesele bedensel duyumları felaketleştirmek olabilirken, bir başkası için yoğun stres, uzun süredir taşınan kaygılar, duyguları düzenlemekte zorlanma veya kaçınma davranışları sürecin önemli parçaları olabilir. Dolayısıyla terapide yapılması gereken, yalnızca “panik atağı ortadan kaldırmak” değil, o panik atağı besleyen kişiye özgü döngüyü anlamak ve değiştirmektir. Panik ataktan kurtulmak, bir daha hiç kaygılanmamak değildir. 

Bence burada en önemli noktalardan biri de bu. Tedavinin amacı insanın bütün kaygılarından arınması değildir. Çünkü kaygı insan olmanın doğal bir parçasıdır. Ama kişi zaman içerisinde bedenindeki her değişiklikten korkmamayı, kaygının yükselmesini felaket olarak yorumlamamayı, kaçınmak yerine duygularıyla daha sağlıklı biçimde kalabilmeyi ve kaygısını düzenleyebilmeyi öğrenebilir. Bir noktadan sonra kişi şunu hissetmeye başlar; “Kaygılanabilirim ama bununla baş edebilirim.” Psikoterapide ulaşmak istediğimiz önemli noktalardan biri budur.

Çünkü panik atak tedavisinde asıl değişim yalnızca atağın ortadan kalkması değildir. Kişinin artık panik atağın geleceği korkusuyla hayatını yaşamaktan vazgeçmesidir. Panik atakların geçmesi için zamana ihtiyaç olabilir. Çünkü bazen yıllardır kullanılan baş etme biçimlerini anlamak, değiştirmek ve yerine daha sağlıklı yollar koymak gerekir. Ama bu zaman, yalnızca panik atağın geçmesini beklediğimiz bir zaman değildir. Kişinin kendisini, kaygısını, bedenini ve duygularını yeniden anlamayı öğrendiği bir tedavi sürecidir.